|
|
|
Diyabet ve Hipertansiyon
Diabetes Mellitus’ un en önemli makrovasküler komplikasyonu
(büyük damar hasarı) koroner kalp hastalığıdır. Diyabetik
bireylerde koroner kalp hastalığı oranı, diyabetik olmayan
bireylere kıyasla oldukça yüksektir (% 2-5’ e karşılık %
40-50’ lere varan değerler).
Kalp damar hastalıkları özellikle kadınlarda olmak üzere her
iki cinste de önde gelen ölüm nedeni olup; kadınlarda 2,
erkeklerde 4 kat daha sık görülmektedir. Diyabetik olguların
en önemli hastalık ve ölüm nedeni yine kalp damar
hastalıklarıdır. Diğer bir ifade ile, söz konusu hastaların
büyük çoğunluğu kalp damar hastalıkları nedeni ile hastaneye
yatmakta ve yine büyük çoğunluğu aynı nedenle hayatını
kaybetmektedir. Son yıllarda yayınlanan kardiyoloji
kılavuzlarında Diabetes Mellitus koroner kalp hastalığı
eşdeğeri kabul edilmektedir.
Diyabetik bireylerde mevcut çeşitli koroner kalp hastalığı
risk faktörlerinden dislipidemi (kan yağlarının nitelik ve /
veya niceliksel bozukluğu) ve hipertansiyon geri dönüşümlü
risk faktörleridir. Diyabet hastalarında hipertansiyon
varlığı koroner kalp hastalığı riskini 3, dislipidemi
varlığı ise 4 kat arttırır.
Epidemiyolojik çalışmalar diyabetik olgularda hipertansiyon
sıklığının diabetik olmayanlara göre yaklaşık 2 kat yüksek
olduğunu göstermektedir. Tip II Diabetes Mellitus (insüline
bağımlı olmayan diabet) hastalarının % 60-70’i
hipertansiftir. Tip 1 Diabetes Mellitus (insüline bağımlı
diabet) olgularında hipertansiyon sıklığı
tip II diyabetiklerden farklı olup, bu bireylerde hipertansiyon
böbrek hastalığının ortaya çıkışı ve ilerlemesi ile
paralellik gösterir. 20-30 yıllık diabet öyküleri olan
tip 1 diyabetiklerde bu oran yaklaşık % 50’dir.
Diyabet genellikle hipertansiyon ve obezite ile birliktelik
göstermektedir. Diyabet ve hipertansiyon birlikteliğinde
hedef organ hasarı belirgin olarak artar. Tip II diyabet veya
glukoz intoleransı (gizli şeker), hipertansiyon, dislipidemi,
insülin direnci, insülin yüksekliği ve santral obezite (elma
tipi şişmanlık) ile karakterize bir durum tarif edilmiştir.
En yaygın kullanılan adı ile Metabolik Sendrom X denen bu
sendromun parametreleri koroner kalp hastalığı için risk
faktörüdür.
Diyabet olgularında görülen hipertansiyon kalp damar
hastalığı riskini 3 kat arttırır. Bu ölümcül ikili; ani kalp
kaynaklı ölüm, koroner kalp hastalığı, kalp yetmezliği,
serebrovasküler hastalık (inme vs.) ve yaygın damar
hastalığı ile sonuçlanabilir. Diğer yandan diabetik
nefropati ( diabet kaynaklı böbrek hasarı) ve diyabetik
retinopati (diabet kaynaklı gözdibi hasarı) ile sonuçlanan
mikrovasküler komplikasyonlar (küçük damar hasarı) da ayrıca
hastalık hali ve ölüm oranlarının artmasına katkıda bulunur.
Başta İngiltere’de yürütülmüş olan UKPDS çalışması olmak
üzere yapılan pek çok çalışma bize, diyabet hastalarında kan
şekerini düşürmenin kalp damar hastalıklarını önlemede tek
başına yeterli olmayacağını, hipertansiyon ve dislipidemi
başta olmak üzere diğer risk faktörlerinin de düzeltilmesi
gerektiğini göstermiştir.
Hedeflenen kan basıncı düzeyi diyabetik olgularda 130 / 80 mmHg’nin altıdır. Burada gözden kaçırılmaması gereken bir
nokta , antihipertansif tedavinin amacının sadece kan
basıncını düşürmek değil toplam kalp damar hastalığı riskini
azaltmak olduğudur. Kan basıncının normal hedeflere ulaşması
kalp damar hastalıkları riskini belirgin olarak azaltır.
Buna ek olarak özellikle ACE I ve A2RB blokerleri (renin -
angiotensin sitemini bloke eden ilaçlar) kan basıncını
düşürücü etkilerine ilaveten, bu etkilerinden bağımsız
olarak kalp damar hastalıkları riskini de azaltmaktadır.
Yine söz konusu gruba dahil ilaçlar renoprotektif (böbrek
koruyucu) etki bakımından diğer gruplara kıyasla daha
üstündürler.
Özetle; diyabet hastalarında temel yaklaşım kan basıncını
hedef düzeylere getirmektir. Hedef kan basıncı değerlerine
ulaşmak için ise hastaların büyük kısmında birden fazla ilaç
kullanımına (ilaç kombinasyonuna) ihtiyaç duyulmaktadır. Bu
gün için güncel yaklaşım; ilaç seçiminde renin-angiotensin
sitemini bloke eden ilaçları öncelikli olarak tercih
etmektir. Tedaviye bu grup ilaçlardan biri ile başlayıp
kombinasyona ihtiyaç duyulduğunda diğer bir anti hipertansif
eklenmesi uygun görülmektedir.
Uzm. Dr. Güler Türkeş Ateş |